Çarşamba, Kasım 11, 2009

Ayıp bir yazı.

Çoook uzun zaman önce bahsettiğim bir N.abi 'miz vardı bizim. Hâlâ da var. Bi'şey olmadı adama yani. Alt katta oturuyor. Eskisi gibi sesi de çıkmıyor mangala, çangala.
Bu adamın en büyük özelliği ağzının küfüre yatkın oluşu. Biraz bana benziyor bu yönüyle ama o, sıklıkla "a.q."ı kullanıyor.
İki örnek vereyim size.
Yıllar evvel, sadece erkeklerin olduğu bir yönetim toplantısında, apartmanın ana kapı girişine sensörlü lamba takılmak istendiğinde, "Sanki Uskumruköy villaları, a.q." demişti.
Sonra, belediye arka sokağımızı renkli, güzel taşlarla döşerken, altıncı kat penceresinden, "Sanki Şanzelize a.q." diye çığırmış, arka bahçede ben ve apartman görevlimiz Mevlüt yarılmıştık.
Yalnız, N.abi bu küfürü ederken ilk kelimenin üç hecesi arasında saliselik duraklamalar uygulamakta... Daha doğrusu normalde tek söylenen M ve N harflerini sanki MM ve NN şeklinde yazılmış gibi telâffuz etmekte. Bu da ettiği küfürü daha vurucu hâle getirmekte. Dene bak şimdi bi, A.Q.

Neyse, bugün esas üzerinde durmak istediğim iki kısa şey var, a.q.

Bunlardan biri, Matraş derinin ortaklarından birinin oğlu... Babasının ölümü üzerine şirketten kendi payı olduğunu iddia ettiği 187 milyon doları istemiş. Vay a.q. ya...

Bir diğeri ise spermleri için kendisine 75 milyon dolar önerilen Beckham. Hani gircen tuvalete... 2 dakka takılcan, doldurcan kinder sürpriz yımırtasının içine kamçılıları, kapçan 75 milyonu... Vay ki ne vay...
Buna da artık "vay a....ı astarını s....m" demekten başka bir şansım yok...

Özür dilerim N.abi.

Salı, Kasım 10, 2009

10 Kasım

Bu sabah 9.05'te duyduğum uzun siren ve korna sesleri üzerine balkona yöneldiğimde, A.W. ve Lina'nın yanyana hazırolda, hareketsiz durduklarını gördüm. Yanlarına gittiğimde tüm trafiğin, gemilerde dahil durduğunu, şehri saran büyük gürültünün ardında aslında kocaman bir sessizlik olduğunu farkettim.

İzmir'de yaşamaktan mutlu olduğumu düşünürken, A.W., çok düzgün seçilmiş kelimeler ile Lina'ya Mustafa Kemal'i anlatıyordu.

Rahat Uyu Büyük Ata'm.

Rahat Uyu Büyük Adam...

Pazar, Kasım 08, 2009

Mutlak-ıyet

Mutlak güven yoktur!
Mutlak sadakat yoktur!
Mutlak sevgi yoktur!
...

Her biri tarafımdan bizzat yaşanarak tescil edilmiştir..
Peki bu önermelerin doğruluğunu her tescil edişimde buzdolabının kapağındaki post-itlere neden yazıyorum acep? Bilen varsa beri gelsin bi zahmet..post-it manyağı oldu güzelim kapak.

Her neyse, fark ediyorum da hayat hepimizi çok üzdü galiba.Tüm sızlanışlarım ondan..Bi söyleyip gideyim dedim.İcra çalışmaya...

Perşembe, Kasım 05, 2009

Dikkatle incele ve düşün...

Bugün statcounter'a bakarken aşağıdaki resimde gördüğüm bilgiye rastladım...
Bakın kim bakmış bizim sayfaya...




Ve nelere bakılmış,  burada...

En baştaki postun (31 Mayıs 2007 tarihli)  içindeki sözlere ve aşağıya indiğinizde 13 Mayıs 2007 tarihli postun içeriğine bakıldığında insanın kafasına garip sorular gelmiyor mu?

Rare Earth'ün big brother diye bi şarkısı vardı... Çok severdim...:)))

Pazartesi, Kasım 02, 2009

Höössstt...

Kadının aldatma amacının, kendi özsaygısını onarmak olduğu yazılıydı dünkü Hürriyet'te.
Süper yaaa.

Bir erkek aldattığı kadını kiminle aldatıyor; başka bir kadınla.
Evli bir adamı baştan çıkaran kadın aslında kime ihanet ediyor; hemcinsine.

Oysa evde kendi (partneri) kadını ile istediği zaman beraber olan kim; erkek.
Peki, aldatılmış kadınların öz saygılarını onaran, bu gibi onarım durumlarında onlara her türlü lojistik, âlet, edevat yardımında bulunan kim; erkek.
Yani kadının öz saygısını bozan da erkek, kendisini onaran da...:)))

Bu durumda kim kadın olmak ister ki?

Diğer tarafta tüm erkekler de elbette tamirci olmak ister.

-Ne iş yapıyorsunuz?
-Ben onarıcıyım ama siz bana kısaca H.Ö.S.T. deyin.
-Pardon ???
-Hasosundan Öz Saygı Tamircisi. Tornavida lazım mıydı apla?


Vay anassını. Süper Haber / Süper Yaklaşım / Süper Yorum. Tebrikler Gazete.

Cumartesi, Ekim 31, 2009

Yılmaz Özdil'den alıntı - Hep'ten Mim...

"19 Mayıs 1919

-Yav bırak Mustafa abi yaa, sen mi kurtarıcan memleketi Allah aşkına!
- Ama işgal zırhlıları...
- Boşver şimdi sen işgal zırhlılarını filan.... Gün gelir, memleketin malını mülkünü tapusuyla İngiliz'e satar bunlar.
- Yok canım!
- Yeminle söylüyorum, İngiliz vatandaşı bakan bile getirip koyarlarsa şaşma.
- Ama ahval ve şerait...
- Güzel abim yaranamazsın. .. Bak şimdi binicez bu dandik gemiye, taaa Samsun'a gidicez, savaş, boğuş, kendimizi paralayacağız, diyelim becerdik, devrim mevrim, anlata anlata dilinde tüy bitecek, sonra sen kahırdan ölücen, önce biraz ağlıycaklar , sonra gene "Son Osmanlı Padişahı" diye pankart açacaklar, mezarında dönücen.
- Saltanat kalsın diyosun yani...
- Alışmadık kıçta don durmaz abi, egemenlik megemenlik vereceğine, iki çuval kömür ver, daha iyi... Aha buraya yazıyorum, açlıktan nefesleri kokarken padişahlarına saltanat uçakları alırlar, bu gemiyi de jilet yaparlar, söylemedi deme.
- Efkarlandım be...
- Yakma o cigarayı gözünü seveyim, yarın öbür gün belgesel yaparlar, keş gibi gösterirler seni haberin olsun.
- Hal çaresi nedir peki?
- Al padişahın kızını, yırtalım.
- Millet ne olacak?
- Onlar da ulemaya sorsun artık ne olacaklarını, bize ne, kendi düşen ağlamaz.
- Laik olmasınlar mı, birey olmasınlar mı , kendi lisanları olmasın mı, şıhlara şeyhlere mi bırakalım kaderlerini?
- Bak ne güzel söylüyorsun, kader der geçerler, takalım takkemizi bakalım dalgamıza, iş çıkarma başımıza...
- İyi de, yazık olmaz mı?
- Asıl bu yaptığını yaparsan yazık olur... Bazıları sana inanacak, etkilenecek, senin fikirlerini yaşatmaya kalkacak, hayatları kayacak, evleri basılacak, içeri tıkılacaklar, kimine saçını örtmediği için fahişe diyecekler, kimine milletin malını Arap'a satmayın dediği için komünist diyecekler, kimine Ne Mutlu Türküm Diyene dediği için faşist diyecekler, darbeci diyecekler.. . Yorma ahaliyi, kula kulluk edelim, rahat edelim.
- Yok arkadaş, ben bi deniycem.
- E sen bilirsin abi.. "

Yılmaz ÖZDİL

Perşembe, Ekim 29, 2009

PASAJ

Dönüş uçağımız yarın. Saat üçte... Avare avare dolaşıyorum İstiklâl'de. Akşam önemli bir düğünümüz var. Bayanlar hazırlıklarda. Benim vaktim var. Öylesine geziyorum İstanbul'da... Sinemalardan birinde, çok sevdiğimiz ve uzun zamandır gelmesini beklediğimiz bir filmin oynadığını görünce A.W.'ı arıyorum cep telefonu ile. Bugünkü programa bu filmi dahil etmemiz olanaksız ama yarın, uçak saatinden evvel 11 seansına girsek sorun olmadan havaalanına yetişebiliriz. Tamam mı, tamam.
Bilet almak için gişeye yaklaşıyorum.
Çok kalabalık.
Sıra bana geldiğinde iki kişilik bilet için 39 lira diyor gişedeki adam. Kredi kartımı veriyorum. Çekiyorlar. Kart slipi ile birlikte bir de kasa fişi veriyorlar elime. Fişe bakıyorum, 29 liralık. Benden 39 lira aldınız ama 29 liralık fiş vermişsiniz diyorum. Arkamda bir kaç kişi homurdanıyor. Gişedeki adam kızgın gözlerle bakarak "kartını ver yine." diye tıslıyor, kabaca. Uzatıyorum. Bir şeyler yapıyor ve kartımı vererek "Tamamdır işlemin." diyor, dişlerinin arasından...
"Tamamsa eğer, 39'luk işlemin iptalini ve 29'luk yeni işlemin yapıldığını gösterir yeni slipleri verirmisiniz?" diye soruyorum.
"Sen hep böyle ukalâ mısın?" diye bağırıyor gişedeki adam.
Aynı anda, arkamdaki büyük kalabalık uğuldamaya başlıyor.
Çember sakallı, uzun paltolu, yaşlı bir adam kalabalığın arasından bana bir tokat atıyor.
Çok garip...
Hiç kimse benden yana tavır koymuyor.
Kimisi, orada beklediği için,
kimisi çember sakallı gibi çember sakallı olduğu için,
kimisi "bana ne" dediği için,
ve kimisi kendisine göre durup durduk yerde arıza çıkaran bir adama gıcık kaptığı için...

Üzerime çullanan kalabalığa dur diyen yok...

Kaçmam lazım.

Ve kaçıyorum. Koşuyorum.

Arkamdan atla kovalayan birisi var. Ben kaçtıkça atını şahlandırıp, ön ayaklarını sırtıma bastırmaya çalışıyor. Kalabalık bağırışıyor. Ben koşuyorum, atlı adam yaklaşıyor. Atın her atağında ön ayaklarının sırtıma daha fazla yaklaştığını hissediyorum.
Tam o sırada ufak bir pasaj girişi görüyorum. Son bir güç ile kendimi o girişe atıyorum.
Atın oraya girmesi imkansız.
Düştüğüm yerde nefes nefese etrafıma bakınıyorum, her taraf Türk bayrağı ile donanmış.

Ter içinde uyanıyorum.

* * * *

Bu rüyayı 27 Ekim gecesi gördüm. Gördüğüm gibi paylaştım sizlerle. Hatırladıklarımdan hiçbir şey çıkartmadım. Hiçbir şeyi de abartmadım.

Ama sabah kalkar kalkmaz "Böyle bir rüyayı neden görür ki insan?" diye düşündüm kendi kendime...

* * * *

En büyük bayramımız kutlu olsun.